7 Ocak 2014 Salı

DERİN SİYASİ KRİZ

   Ülkemizin yaşadığı devlet sorunları her geçen gün daha da karmaşık hale geliyor.

  Öncelikle Cumhurbaşkanı  televizyona çıkıp konuştu.Kısık bir sesle ''Ben ne yapabilirim ki başkan değilim'' dedi.Kem küm etti.11 yıllık AKP iktidarı döneminde Cumhurbaşkanlığı makamınında içinin boşaltıldığını görmüş olduk.

   1982 anayasası kriz halinde yetkiyi başbakandan cumhurbaşkanına geçirebilen bir anayasadır. geçişli bir anayasa olduğu, anayasa hukukçuları tarafından da söylenir.(bknz, Ergun özbudun, Türk anayasa hukuku) Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü durumlarda bakanlar kuruluna başkanlık eder.(Madde 104)Siyasetin tıkandığı zamanlarda krizi çözmek için cumhurbaşkanının önemli görev ve yetkileri var.Bunlar uygulanmadı ve açıkçası Abdullah Gül topluma bir lider olamayacağını gösterdi.Adeta cemaat ile iktidarın arasında bildiğin mektup taşıyan postacı görevi  gördü.

  11 yıldır süren AKP iktidarı süresince birçok olaya şahit olduk.Fakat 17 Aralık büyük rüşvet operasyonu ile başlayan süreç cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir süreçtir.

    Bizzat başbakan, Ahmet Ağaoğlu'nun işlerini, oğlu Bilal'in vakfına 20 dönümlük arsa verilmesi karşılığında, Çevre ve Şehircilik bakanına gördürüyor.

   Yolsuzluğun en başında başbakanın olduğu bir ülkede artık siyaset meydanından bir fayda beklenemez.
   
   Bizzat başbakan savcılara siyasi olarak meydan okudu.Savcılar dosyadan alındılar,görev yerleri değiştirildi.Emniyet mensupları görevlerinden alındılar.

  Bizzat başbakan, savcıları suçlamaya, iftira atmaya başladı.Savcılık mesleği üzerinde siyasi baskı oluşturuldu.
  
 Başbakanın başdanışmanının Ergenekon ve Balyoz davaları(Başbakan bu davaların savcısı olduğunu iddia etmişti bir zamanlar) ile ilgili olarak cemaat tarafından milli orduya kumpas kurulduğunu itiraf etti.Demek ki orduya kumpas kuranların içinde başbakan da vardı.

 Gelinen noktada şu gerçekler gözümüzün önündedir;

1- Hükümet yolsuzluklara karışmış,rüşvet almış bir hükümettir ve meşruiyetini kaybetmiştir.Hükümet  rüşvet olaylarının daha fazla ortaya çıkmaması için yargıya ve emniyete müdahale etmiştir.

2-Emniyet ve yargı,cemaat-AKP işbirliğiyle paylaşılmış ve cemaat-AKP kavgasıyla parçalanmışlardır. Milletin yargıya ve emniyete güveni kalmamıştır.

3-Bu süreçte yürütmenin tek başlı olduğunu, cumhurbaşkanının anayasal yetkilerine rağmen olaylara müdahale edemediğini,başbakanın yürütmenin başı olduğunu,kuvvetler ayrılığı ilkesinin zedelendiğini, yürütmenin yargı erkine baskı yaptığını, savcılara emir verdiğini gördük.

4-Başbakanın oğlunun ifadesini almak isteyen savcının, dosyadan alındığını gördük.Kanun önünde eşitlik ayaklar altına alınmıştır.

5-247 milyar dolarlık yolsuzluk soruşturmasının durdurulduğunu gördük.

6-Devlet kurumlarında hiyerarşik düzenin bozulduğunu ve bunun sonucunda devlet yapısının tahrip edildiğini ve devlet kurumlarının uyumlu ve düzenli çalışamadığını gördük.

7- Ordumuzun şanlı şerefli komutanları çirkin iftiralarla,uydurma delillerle,taraflı hakim ve savcılarca ergenekon ve balyoz davalarında  mahkum edilmişlerdir.Bu hakim ve savcılarca Genelkurmay başkanı terör örgütü yöneticisi olarak değerlendirilmiştir.TSK bu iddialarla  zayıflatılmıştır.

8-Bir başbakanın devlet yönetimine cemaati karıştırdığını,iktidarın cemaatle koalisyon kurarak ülkeyi yönettiğini daha sonra bu koalisyonun parçalandığını,anayasanın dışına çıkıldığını, millete ne kadar çok  yalan söylendiğini gördük.Milletin kandırıldığını gördük.

   Sonuç olarak rüşvet alan  bir iktidar Türkiye'yi hukuksuzluğa, düzensizliğe ve derin bir siyasi krize sürüklemiştir.
  




   

   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder