Başbakan köküne kadar yalanın içine batmıştır. Zekeriya Öz bugün yaptığı açıklamada 22 kez yurtdışına çıktığının yalan olduğunu ,tatil masraflarını kendisinin ödediğini (belgeleriyle)belirtmiş ve HSYK'nın incelemesi sırasında tüm gerçeklerin ortaya çıkacağını söylemiştir.
Zekeriya Öz başbakanın yalanlarının ortaya çıkması için HSYK incelemesi istiyor.
Aynı zamanda müthiş bir iddiada bulunuyor:Hakkımdaki bu iddialar Sayın Başbakan tarafından açıklanmadan önce Yüksek Yargı kökenli olan, daha önceden tanıştığım ve saygı duyduğum iki kişi bizzat Sayın Başbakan tarafından bana gönderilmiştir. Bursa'da bir otelde görüştüğüm bu kişiler Sayın Başbakan'ın bana çok kızgın olduğunu, hakkımda ağır laflar ettiğini, bir mektup yazarak kendisinden özür dilemem gerektiğini, hükümete yönelik soruşturmaların derhal durdurulmasını, aksi takdirde zarar göreceğimi ve bunun sonuçlarının benim için ağır olacağını, emniyete neden gittiğimi, bunun herkesi çok kızdırdığını söylediler. Tehdit niteliğindeki bu haberi getiren kişilere, soruşturmanın benim dışımda vicdanları ve kanunlar çerçevesinde görev yapan savcılar tarafından yürütüldüğünü, kaldı ki kuvvetli deliller nedeniyle bir çok şüphelinin tutuklandığını, kuvvetli deliller bulunduğunu, emniyet müdürlüğüne yeni atanan personelin şüphelilere sorulmak için hazırlanan soruları değiştirdiği yolunda bir ihbar yapılması üzerine gittiğimi ve sorulacak soruları kapalı zarf içinde mühürlü olarak teslim aldığımı, başıma gelecek en kötü şeyin ölüm olduğunu, görevim nedeniyle ölmem halinde de görev şehidi olacağım için bunun benim için şeref olduğunu ifade ettim. Bu cevabımdan sonra çok zarar göreceğim bana söylendi."
Başbakanın savcıları tehdit ettiği zaten milletin önündedir. Başbakan meydanlarda bile savcılara ''seninle işimiz daha bitmedi'' diyebilecek kadar hukuk yoksunu bir kişidir.
Öte yandan yeni atanan adalet(sizlik) bakanı pişkin bir yüz ifadesiyle yolsuzluk soruşturmasının 2. dalgasında savcıyı görevden alan başsavcı Turan Çolakkadı ve savcının emirlerini yerine getirmeyen İstanbul emniyet müdürü Selami Altınok için soruşturma izni vermeyeceğini ifade etti.
El insaf diyorum.AKP'nin adalet anlayışı işte budur. Eyyyy adalet bakanı neyin ortaya çıkmasından korkmaktasın?Bırak HSYK herkesi soruştursun adalet tecelli etsin.Doğru yanlış ortaya çıksın.Sen nasıl adalet bakanısın?
Soruşturma yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcılara ve polise adeta savaş açan AKP hükümeti, alenen yargıya müdahale etmiştir. Ülkedeki hukuk düzeni bozulmuştur.Savcılar ve polisler hükümet tarafından baskı altına alınmışlar ve çalışamaz olmuşlardır. Kanunlar kişilere göre keyfen uygulanmaya başlanmıştır.Hukuk devleti ve anayasal düzen bizzat iktidar tarafından tehdit edilmektedir.
Hükümet hukuk düzenine milletin gözü önünde darbe yapmıştır.
BURASI,HER GÜN SADECE BİR KÖŞE YAZISININ YAYINLANDIĞI,TEK ÇALIŞANI OLAN BİR YAYIN ORGANIDIR.HİÇBİR KULDAN KORKUM VE PARA KAZANMAK DAHİL HİÇBİR KAYGIM OLMADIĞINDAN DOĞRU BİLDİĞİMİ ÖZGÜRCE YAZIYORUM.SİZE VAAT EDEBİLECEĞİM TEK ŞEY DOĞRULARI SÖYLEMEKTİR.YAZILAR BANA AİTTİR.YAZILARDAN ALINTI VE PAYLAŞIM SERBESTÇE YAPILABİLİR.KAYNAK GÖSTERİRSENİZ SEVİNİRİM,GÖSTERMEZSENİZ ÖNEMLİ DEĞİL.
YOLSUZLUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YOLSUZLUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Ocak 2014 Çarşamba
29 Aralık 2013 Pazar
TASFİYE
Siyasi komedi devam ediyor. Millet izliyor.
Cemaat AKP iktidarı döneminde devletin tüm kurumlarına sızmış,birçoğunda stratejik noktaları ele geçirmiştir.AKP iktidarı buna göz yummuş ve sesini çıkarmamıştır.Ta ki AKP-cemaat çatışması başlayana kadar.AKP cemaat çatışması başlayınca neye uğradığını şaşıran hükümet ve başbakan şaşkın ördeğe dönüşmüş ve bugüne kadar 11 yıl boyunca Türkiye'yi Tayyip Erdoğan'ın değil Fettullah Gülen'in yönettiği ortaya çıkmıştır.11 yıl boyunca cemaatin gazıyla başbakanlık yaptığını sanan Tayyip Erdoğan uykusundan uyandırılmıştır.
Şimdi izleyeceğimiz süreç iti ite kırdırmaktan başka bir şey değildir.Kutsal din duygularını kullanarak masum insanların beynini yıkayıp onları kendi tarafına çeken bir ideolojinin parçalanması ve tüm kirli çamaşırların ortaya çıkması sürecidir.
İlk kirli çamaşırları cemaat savcıları ortaya çıkarmıştır. AKP iktidarının yolsuzlukları ayan beyan ortaya saçılmıştır.
Daha sonra AKP cemaatin kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmaya başlamıştır.Cemaat devlet içinde devlet olmuş,yargı emniyet gibi kurumların içine sinmiştir.Milli orduya cemaat tarafından kumpas kurulmuş tüm yetenekli komutanlar suçsuz oldukları halde içeri atılmış,hava kara deniz kuvvetleri çökertilmiş ve AKP hükümeti tüm bunlara göz yummuştur.
Gelinen noktada Türk halkı artık uyanmalı ve harekete geçmelidir.Tayyip gibi basiretsiz ve kandırılmış,stratejik kazıklar yemiş,devlet yapısını cemaate tahrip ettirmiş ve şimdide bunu itiraf eden bir kişinin tarihin derinliklerine gömülmesi şarttır.
Artık gelinen noktada Türk adaleti çökmüş, devlet kurumları birbirine girmiş ve devlet hiyerarşisi bozulmuştur.
AKP ve cemaat Türk devlet yapısı içine sinmiş zararlı iltihaptan başka bir şey değildir.Hem AKP hem de cemaat Türk siyasetinden tasfiye edilmedikçe Türk devlet yapısı çirkin çıkarlar içinde boğulacak, kutsal din duyguları daha fazla sömürülecektir.
Anlaşılan o ki AKP ve cemaat birbirlerini tasfiye edeceklerdir.AKP, cemaat kadrolarını tasfiye edecek,millet te seçimlerde AKP'yi tasfiye edecektir.
Bülent Arınç'ın da dediği gibi :Kurban olduğum allahım verdikçe veriyor.
Cemaat AKP iktidarı döneminde devletin tüm kurumlarına sızmış,birçoğunda stratejik noktaları ele geçirmiştir.AKP iktidarı buna göz yummuş ve sesini çıkarmamıştır.Ta ki AKP-cemaat çatışması başlayana kadar.AKP cemaat çatışması başlayınca neye uğradığını şaşıran hükümet ve başbakan şaşkın ördeğe dönüşmüş ve bugüne kadar 11 yıl boyunca Türkiye'yi Tayyip Erdoğan'ın değil Fettullah Gülen'in yönettiği ortaya çıkmıştır.11 yıl boyunca cemaatin gazıyla başbakanlık yaptığını sanan Tayyip Erdoğan uykusundan uyandırılmıştır.
Şimdi izleyeceğimiz süreç iti ite kırdırmaktan başka bir şey değildir.Kutsal din duygularını kullanarak masum insanların beynini yıkayıp onları kendi tarafına çeken bir ideolojinin parçalanması ve tüm kirli çamaşırların ortaya çıkması sürecidir.
İlk kirli çamaşırları cemaat savcıları ortaya çıkarmıştır. AKP iktidarının yolsuzlukları ayan beyan ortaya saçılmıştır.
Daha sonra AKP cemaatin kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmaya başlamıştır.Cemaat devlet içinde devlet olmuş,yargı emniyet gibi kurumların içine sinmiştir.Milli orduya cemaat tarafından kumpas kurulmuş tüm yetenekli komutanlar suçsuz oldukları halde içeri atılmış,hava kara deniz kuvvetleri çökertilmiş ve AKP hükümeti tüm bunlara göz yummuştur.
Gelinen noktada Türk halkı artık uyanmalı ve harekete geçmelidir.Tayyip gibi basiretsiz ve kandırılmış,stratejik kazıklar yemiş,devlet yapısını cemaate tahrip ettirmiş ve şimdide bunu itiraf eden bir kişinin tarihin derinliklerine gömülmesi şarttır.
Artık gelinen noktada Türk adaleti çökmüş, devlet kurumları birbirine girmiş ve devlet hiyerarşisi bozulmuştur.
AKP ve cemaat Türk devlet yapısı içine sinmiş zararlı iltihaptan başka bir şey değildir.Hem AKP hem de cemaat Türk siyasetinden tasfiye edilmedikçe Türk devlet yapısı çirkin çıkarlar içinde boğulacak, kutsal din duyguları daha fazla sömürülecektir.
Anlaşılan o ki AKP ve cemaat birbirlerini tasfiye edeceklerdir.AKP, cemaat kadrolarını tasfiye edecek,millet te seçimlerde AKP'yi tasfiye edecektir.
Bülent Arınç'ın da dediği gibi :Kurban olduğum allahım verdikçe veriyor.
25 Aralık 2013 Çarşamba
İSTİFA KÜLTÜRÜ
Bugün Zafer Çağlayan,Muammer Güler ve Erdoğan Bayraktar istifa ettiler. Zafer Çağlayan ve Muammer Güler sadece bakanlıktan istifa ederlerken, Erdoğan Bayraktar hem bakanlıktan hem de milletvekilliğinden istifa ederek onurlu bir duruş sergilemiştir.Diğerleri talimatla başbakanın emriyle bakanlıktan istifa edip,milletvekilliğinden istifa etmemişlerdir.
Erdoğan Bayraktar'ın istifası son derece önemlidir.Bizim 23 aralık tarihli bir önceki yazımızı teyit etmiştir.Erdoğan Bayraktar istifa açıklamasında şunları kaydetmiştir:Soruşturmaya konu imar planları başbakanın talimatıyla yapılmıştır.Başbakan da istifa etmelidir. Erdoğan Bayraktar başbakanın da işin içinde olduğunu ima etmiştir.
Başbakan hala bunun bir komplo olduğunu dış güçler faiz lobisi,gezi lobisi ve çeşitli odaklarca yapıldığını iddia etse de,olayların gelişimi ve savcıların sunduğu kanıtlar,iktidar gücünün yandaş zenginler yaratmak için kullanıldığına işaret ediyor.
Bu yolsuzluk olayı cemaat ile olan bir çatışmadan dolayı ortaya çıkmış olabilir fakat ortada bir yolsuzluk olduğu kesin.Ben ustayım,iyi siyasetçiyim diyorsan düşmanlarının eline koz vermemelisin.Şimdi ortaya çıkan bu yolsuzluk iddialarını örtbas etme gayreti içinde bulunan bir hükümet var. 3 bakan geç de olsa kurban edildi. Günah çıkartıldı.Fakat ahlaken başbakanın da istifa etmesi gerekmektedir.Bakanlarının bütün işlemlerini denetleyebilme yetkisine sahip başbakanın böyle bir yolsuzluk olayından haberdar olmaması gibi bir ihtimal söz konusu değildir.Kaldı ki bütün göstergeler başbakanın da işin içinde olduğu yönündedir.
Yolsuzluk iddiaları ülke ekonomisine büyük zarar verdi ve bunun tek sorumlusu hükümettir.Kriz yönetilememiş,istifalar geç verilmiş,başbakan beklenen ve istenen açıklamaları yapamamış ve bunun bir komplo olduğunu öne sürmüştür.
Başbakan önce bakanları korumaya çalışmış sonra da olayın büyümesi üzerine bakanlardan istifaları istenmiştir.Bir yandan da hükümet soruşturmanın engellenmesi için bütün girişimleri yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir.Çünkü daha önce de belirttiğimiz üzere ve Erdoğan Bayraktar'ın da istifa açıklamasında teyit ettiği gibi olay başbakana kadar gitmektedir.Olayın ucu başbakana kadar gitmese 17 aralık günü soruşturmada adı geçen tüm bakanların istifası alınır ve soruşturmanın derinleştirilmesi engellenmeye çalışılmazdı.Emniyet mensuplarına ve savcılara dokunulmaz ve yönetmelik değişikliğine falan da gidilmezdi.Bilindiği üzere şu sıralar soruşturmayı yöneten savcılara soruşturma açılması HSYK gündemindedir.
Şu halde etik olan başbakanın istifasıdır.Bilindiği üzere başbakanın istifası ile hükümet istifa etmiş sayılır ve cumhurbaşkanının meclis içinden görevlendirdiği milletvekili tarafından yeni hükümet kurulur veya meclis erken seçim kararı alabilir.
Sonuç olarak demokratik hukuk devletlerinde istifa bir yenilgi değil, bir kültürdür.Çünkü bir yöneticiden sonra diğer yönetici göreve gelir.
Erdoğan Bayraktar'ın istifası son derece önemlidir.Bizim 23 aralık tarihli bir önceki yazımızı teyit etmiştir.Erdoğan Bayraktar istifa açıklamasında şunları kaydetmiştir:Soruşturmaya konu imar planları başbakanın talimatıyla yapılmıştır.Başbakan da istifa etmelidir. Erdoğan Bayraktar başbakanın da işin içinde olduğunu ima etmiştir.
Başbakan hala bunun bir komplo olduğunu dış güçler faiz lobisi,gezi lobisi ve çeşitli odaklarca yapıldığını iddia etse de,olayların gelişimi ve savcıların sunduğu kanıtlar,iktidar gücünün yandaş zenginler yaratmak için kullanıldığına işaret ediyor.
Bu yolsuzluk olayı cemaat ile olan bir çatışmadan dolayı ortaya çıkmış olabilir fakat ortada bir yolsuzluk olduğu kesin.Ben ustayım,iyi siyasetçiyim diyorsan düşmanlarının eline koz vermemelisin.Şimdi ortaya çıkan bu yolsuzluk iddialarını örtbas etme gayreti içinde bulunan bir hükümet var. 3 bakan geç de olsa kurban edildi. Günah çıkartıldı.Fakat ahlaken başbakanın da istifa etmesi gerekmektedir.Bakanlarının bütün işlemlerini denetleyebilme yetkisine sahip başbakanın böyle bir yolsuzluk olayından haberdar olmaması gibi bir ihtimal söz konusu değildir.Kaldı ki bütün göstergeler başbakanın da işin içinde olduğu yönündedir.
Yolsuzluk iddiaları ülke ekonomisine büyük zarar verdi ve bunun tek sorumlusu hükümettir.Kriz yönetilememiş,istifalar geç verilmiş,başbakan beklenen ve istenen açıklamaları yapamamış ve bunun bir komplo olduğunu öne sürmüştür.
Başbakan önce bakanları korumaya çalışmış sonra da olayın büyümesi üzerine bakanlardan istifaları istenmiştir.Bir yandan da hükümet soruşturmanın engellenmesi için bütün girişimleri yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir.Çünkü daha önce de belirttiğimiz üzere ve Erdoğan Bayraktar'ın da istifa açıklamasında teyit ettiği gibi olay başbakana kadar gitmektedir.Olayın ucu başbakana kadar gitmese 17 aralık günü soruşturmada adı geçen tüm bakanların istifası alınır ve soruşturmanın derinleştirilmesi engellenmeye çalışılmazdı.Emniyet mensuplarına ve savcılara dokunulmaz ve yönetmelik değişikliğine falan da gidilmezdi.Bilindiği üzere şu sıralar soruşturmayı yöneten savcılara soruşturma açılması HSYK gündemindedir.
Şu halde etik olan başbakanın istifasıdır.Bilindiği üzere başbakanın istifası ile hükümet istifa etmiş sayılır ve cumhurbaşkanının meclis içinden görevlendirdiği milletvekili tarafından yeni hükümet kurulur veya meclis erken seçim kararı alabilir.
Sonuç olarak demokratik hukuk devletlerinde istifa bir yenilgi değil, bir kültürdür.Çünkü bir yöneticiden sonra diğer yönetici göreve gelir.
20 Aralık 2013 Cuma
BÜYÜK RÜŞVET
Büyük rüşvet operasyonu başladı.Operasyon 14 aylık çok gizli bir teknik takibin ardından ansızın gözaltılarla başladı.3 bakanın oğlu tutuklanma talebiyle mahkemeye sevkedildiler.Operasyondan gözaltılar olup bittikten sonra haberdar olan hükümet derhal operasyona operasyon ile karşılık verdi.Öncelikle operasyonu yöneten şube müdürleri görevden alındı.İstanbul emniyet müdürü görevden alındı.Yerlerine yeni atamalar yapıldı.Operasyonu yönlendiren savcılar görevleri başında olmalarına rağmen devre dışı bırakıldılar.Soruşturmanın derinleştirilmesi engellendi.Soruşturmanın derinleştirilmemesi adına -basına yansımadı -fakat MİT harekete geçirildi.Hükümet derhal yargıya ve emniyete müdahale çalışmalarına başladı ve skandalı örtbas etmeye çalışıyorlar.AKP bir hukuk devletindeki tüm dayanakları yıkarak soruşturmayı engellemeye,paçayı kurtarmaya çalışıyor.
Hükümet kanadı ''Böyle bir operasyondan neden bizim haberimiz yok?'' açıklamalarıyla mağdur edebiyatı başlattı.Hükümet üyelerinin böyle bir operasyondan haberdar olmamaları çok doğru,çünkü haberleri olsa engellerlerdi.Çünkü iş hükümete dokunmuştur.AKP'li 3 bakanın rüşvet çetesi içinde oldukları 14 aylık gizli takip süresince ortaya çıkmıştır. Adı karışan bakanların halen istifa etmemeleri büyük talihsizliktir.
AKP iktidarının yolsuzluklarla mücadele yöntemi yolsuzlukları gizlemek ve örtbas etmektir.Deniz feneri skandalı örtbas edildi.Şimdi de büyük rüşvet operasyonu örtbas edilmeye çalışılıyor.
Hükümetin başının hükümet içindeki rüşvetçilerden haberdar olmaması olanaksızdır. Hükümetin derhal istifa etmesi gerekmektedir.Sen başbakansan 3-4 bakanın malı götürüyorsa ve senin bundan haberin yoksa hatta haberin var da sesini çıkartmıyorsan başbakanlık koltuğunu işgal etmenin hiçbir mantığı yoktur.
Hükümetin istifa etmeyeceği ve işi cemaatle çatışma noktasına götüreceği ise çok açık ve öngörmek çok da zor değil.2014'teki seçimler çok gergin ve cemaatin de içinde bulunduğu bir güç savaşının içinde geçecek.Bu güç savaşından Türkiye ekonomisi ve halk çok büyük zarar görecektir.
Hükümetin istifası memleket için en hayırlı çıkış noktasıdır.
Hükümet kanadı ''Böyle bir operasyondan neden bizim haberimiz yok?'' açıklamalarıyla mağdur edebiyatı başlattı.Hükümet üyelerinin böyle bir operasyondan haberdar olmamaları çok doğru,çünkü haberleri olsa engellerlerdi.Çünkü iş hükümete dokunmuştur.AKP'li 3 bakanın rüşvet çetesi içinde oldukları 14 aylık gizli takip süresince ortaya çıkmıştır. Adı karışan bakanların halen istifa etmemeleri büyük talihsizliktir.
AKP iktidarının yolsuzluklarla mücadele yöntemi yolsuzlukları gizlemek ve örtbas etmektir.Deniz feneri skandalı örtbas edildi.Şimdi de büyük rüşvet operasyonu örtbas edilmeye çalışılıyor.
Hükümetin başının hükümet içindeki rüşvetçilerden haberdar olmaması olanaksızdır. Hükümetin derhal istifa etmesi gerekmektedir.Sen başbakansan 3-4 bakanın malı götürüyorsa ve senin bundan haberin yoksa hatta haberin var da sesini çıkartmıyorsan başbakanlık koltuğunu işgal etmenin hiçbir mantığı yoktur.
Hükümetin istifa etmeyeceği ve işi cemaatle çatışma noktasına götüreceği ise çok açık ve öngörmek çok da zor değil.2014'teki seçimler çok gergin ve cemaatin de içinde bulunduğu bir güç savaşının içinde geçecek.Bu güç savaşından Türkiye ekonomisi ve halk çok büyük zarar görecektir.
Hükümetin istifası memleket için en hayırlı çıkış noktasıdır.
14 Nisan 2013 Pazar
GÜNDEM
Çözüm sürecine halkın yoğun tepkisi ve gelen tepkiler siyasi gündemi oldukça gerdi.AKP -BDP-PKK koalisyonunun çözüm süreci denilen ne olduğu bilinmez bir yola girmesi, halktan ve muhalefetten çok yoğun tepkiler almaya başladı.AKP oy kaybını durdurmak için akilleri devreye soktu fakat akiller AKP'nin oy kaybını daha da fazla artırmaya ve AKP oylarının MHP' ye kaymasına sebep oldular.Akillerin her toplatıda yoğun tepkiler alması ve bunun basına yansıması ,halk üzerinde olumsuz etki yaptı.Oy kaybını hazmedemeyen başbakan, MHP'ye belaltı vurmaya eski defterleri açmaya başladı.2001 krizinde bankaların katrilyonlarca kaybı oldu,o dönemi inceleteceğiz diyerek çaresizliğini açıkça ortaya koydu ve gündemi değiştirme çalışmalarına başladı.Muhalefeti tehdit ederek susturmaya çalışan başbakan,hazır eli değmişken Deniz Feneri soygununu ve ÖSYM'deki yolsuzlukları da inceletse iyi olacak.Kendi malvarlığını falan da inceletse fena olmaz.ATV-SABAH grubunun damada nasıl peşkeş çekildiği de inceletilmelidir.
Devletin yapısı ve temelleriyle oynayan ve Türkiye'de kimlik sorunu olduğunu iddia eden AKP,halkın yoğun tepkisi karşısında tehdit,korkutma ve sindirme gibi yöntemlere başvurarak muhalefeti susturma çabası içine girmiştir.
Son çare olarak PKK ve BDP ile işbirliği yaparak devlet düzenini değiştirme yoluna giden akp muhalefeti yok ederek istediği gibi at oynatma amacındadır.
Şurası açıktır ki siyasi muhalefet yok edilse bile halk muhalefeti yok edilemez.
TC ibaresini bile kaldırıp,daha sonra tepkiler karşısında geri adım atan AKP hükümeti,iktidarının son günlerini yaşamaktadır.
Analar ağlamasın,babalar ağlamasın diyerek duygu sömürüsünü arttıran AKP,PKK ile yapılan işbirliğine halkın tepkisini, barışı istemeyenler olarak nitelendirmiştir.
Şurası açıktır ki terörün bitmesini bu ülkede herkes istiyor.Terör bitmeli ve yokedilmelidir.Ama bebek katilleri ile sinsi savaşlar yürütüp bu ülkeyi bölmek ve amacı Kürt devleti kurmak olan PKK ile Türkiye Cumhuriyeti hükümeti nasıl barış yapabilir? Böyle bir barış olamaz.PKK kendini feshedip dağılmalıdır.Ama dağılmıyorsa da karşısında Türk Silahlı Kuvvetlerini bulup kaçmalıdır.
İran'da,Suriye'de,Irak'ta ve Türkiye'de örgütlenmiş olan ve amacı Büyük Kürdistan olan bir örgütle Türkiye Cumhuriyeti hükümeti pazarlık yapıyorsa Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı tehlikede demektir.
Terör bitmelidir ancak Türkiye Cumhuriyetinin sahip olduğu değerler korunmalıdır.
Osmanlı'nın yeniden canlandırılmaya çalışılması boş bir hayaldir ve iflas eden eski Osmanlı devleti sona ermiştir.
Tüm bu siyasi süreçlerden sonra, AKP'nin hiçbir anayasa önerisine evet denemez. Şayet bunlar ne dese yalandır.
31 Mart 2013 Pazar
DURMAK YOK, SKANDALLARA DEVAM
2010 kpss'deki rüşvet ve usulsüzlükler savcı tarafından tespit edilip belgelendi.Savcılık, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) inceleme yapması için kurduğu 5 kişilik bilirkişi heyeti, iki aylık araştırmasını tamamladı ve bir rapor oluşturdu. Raporda bazı ÖSYM çalışanlarına rüşvet verildiği belirtildi.Şüphelilerin hesaplarına 2009-2010 döneminde 150 bin lira ile 1.5 milyon lira arasında değişen yüksek meblağlar aktarıldı.
Başbakan ve cumhurbaşkanı tatmin olduk açıklamaları yapmışlardı.kpss hakkındaki MİT raporunun üstü örtülmüştü.
kpss'de yapılan usülsüzlükler 1 milyon kişinin hakkının yenmesine yol açmıştır.
AKP iktidarı döneminde patlayan ÖSYM usülsüzlükleri devlet kadrolarının nasıl liyakatsizleştirildiğini gözler önüne sermektedir.Bizden olsun ne olursa olsun usülüyle yapılan atamalar kurumların içini boşaltmıştır.
Yolsuzluk,rüşvet ve skandallar doruğa çıkmıştır.Ne demişlerdi? Sen Türkiye'sin büyük düşün.Gördüğünüz gibi skandallar büyüdü.Rüşvetler büyüdü.Yolsuzluklar büyüdü.Büyük Türkiye parası olanın sınav kazandığı ,torpili olanın devlet memuru olduğu bir Türkiye oldu.
Zaten tez çalan adam ÖSYM başkanı yapılırsa ,liyakatsiz adamlar devlet kadrolarına torpille atanırsa ,sorular da çalınır tabii,bundan daha doğal ne olabilir ki ?Adalet ve kalkınmanın ileri demokrasiyle harmanlanmış bir karışımını yaşadığımız şu günlerde, garibanın umudu kpss resmen linç edilmiştir.
Karı kocalar,akrabalar parayı basıp 100 tam puan almışlardır.Devlet erkanı da bu durumdan tatmin olmuştur.
Adaletin kanser olduğu ülkemizde kpss skandallarının üzeri tüm çabalara rağmen örtülememiştir.Binlerce kişi devlet kadrolarına haketmeden aldıkları puanlarla atanmışlardır.Çünkü bu insanlar emek hırsızı, yüzsüz ,onursuz insanlardır.Haketmeden aldığı puanlarla devlet memuru olan kişiler elbette rüşvet yiyecekler, işten kaytaracaklar ve devlet memurluğunu 5 paralık edeceklerdir.Yemeden ,içmeden, ders çalışıp ,hakederek puan alanlar ise işsiz gezeceklerdir.İşte böyle böyle kalkınacağız ve adaleti sağlayacağız.
19 Mart 2013 Salı
İLERİ DEMOKRASİ
Deniz feneri dolandırıcılığının üstü kapatıldı.
Mit müsteşarı ifadeye çağırıldı. Hemen kanun değişti.Mit görevlileri hakkında soruşturma açılması başbakanın iznine bağlandı. Başbakan da soruşturma izni vermedi.
2010 Kpss'deki kopyacılar korundu.Soruşturma bir adım bile ilerlemedi.Devlet erkanı 'tatmin! olduk' dedi.Kpss hakkındaki mit raporu başbakana gitti.Açıklama yok .Ne olduğu belli değil.
Şifre skandalı yok sayıldı.
Pmyo sınavlarındaki usulsüzlük yok sayıldı.
Tus'taki usulsüzlük yok sayıldı.
Başbakan yardımcısının sözünü dinlemeyen Erzincan Başsavcısı tutuklandı .Dört ay hapis yattı.
Muhsin yazıcıoğlu öldürüldü.Soruşturma devam ediyor.Failler belli değil.
Cern araştırmalarına katılan 5 bilim adamı uçak kazasında öldü.Failler belli değil.
Ergenekon ve Balyoz davalarındaki adaletsiz yargılanmalar ve davalardaki hakim ,savcı değişiklikleri dikkatleri celbetti.
Basılmamış kitabı yazan Ahmet şık tutuklandı.
Gazeteciler tutuklandı,bazıları serbest bırakıldı.
Emniyetteki örgütlenmeyi açıklayan Hanefi avcı hala içeride.
Teröristler müzakerede, generaller içeride .
Milliyetçiliği geç,hukukta ayaklar altına alındı.
İşte hukuk devleti ,işte şeffaf yönetim ,işte adalet,işte kalkınma ve tabii ki işte demokrasi ,hem de ileri demokrasi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)